6/10/2009

Akıl kaybı




-

Çok zor olduğunda anlam vermek düşünmemeye, en zararlı şeydir bir kara delikten -> en içerilere süzülmek -> beyin kıvrımlarında, ve alıgının o muhteşem sınırsızlığını da zorlamak vardır, tüm o karmaşık düşüncelerinin arasında.

Ne var ki beyin de bir cihazdır.

Sınırları vardır. Çözümsüzlükleri kısaca; "çözümsüzdür" diye çözümler. Ama ya benim tüm bu fark ettiklerimi "sınırları aşmak" diye nitelendirdiğinde ve "üzeri tahayyül sınırlarımız dışında bırakılmak istenircesine örtülenleri kurcalamamı engelleme çabasına" düşer ise?

Bu nokta aklın kaybıdır.

İşte ben o sınırların ötesini görme çabası içinde, tüm bu anlamsızlıklar içinde ipucu bulma amacında bir dedektifim.

Ya ben de kafayı yedim, yada gerçekten doğru iz üzerindeyim.

Bu noktada keşiflerimi paylaşmayacağım kimseyle, ama "ben biliyorum işte" diyerek hava da atmayacağım. Delirmedim, bakma bana öyle.

Sadece "şu kısa hayattan nasıl daha fazla zevk alırım" diye küçük deneyler yapıyorum.

Tüm bu deneyimler bana güzel şeyler öğretti. Onları deneyimliyorum. Sizler üzerinde de deniyorum.

Belki bu yazıyı buraya kadar okumadınız bile, "deli bu" dediniz.

Akıl kaybı...

İşte ben bu noktada kaybettim gerçekliğinizi. Şimdi benimsiniz ve bana ne ki sizden.


Yazının Devamı>>>>

5/06/2009

Kara Sayfa




-

Açılmayan kapıları zorlamayı bırak. Şimdiye kadar açılmadı. Bırak gitsin. Bundan sonra da açılmayacak.

- Çok konu var.
+ Çok zorlama.
- Açılmıyor.
+ Açılmayacak.

Düşün. Hangi çok zorladığın kapı açıldı.

Fırsatlar, bir anda değerlendirilir. Olur yada olmaz. Olacaksa olur. Yapanlar yaptı. Yapamayanlar yapamadı. Kural çok basit. Şimdi hem geriye hem ileriye bak. Çıkmaz sokakları gör. Oralarda kaybettiğin zamanı ölç. Açık yollardan kazandıklarını da tart.

Düşündükçe çok kolay farkediliyor.

Hiç gerek yok. Beyaz sayfalar aç. Kara Sayfaları okumaya çalışmak için zorlama. Kolay yolları seç. Kara Sayfalar sana hep zaman kaybettirdi.

Zaman kaybettiğin -yada kaybedeceğin- zamanları elediğinde, geriye kalan zamanlarda yeni fırsatları değerlendirmek çok kolay olacak.

Boşver Kara Sayfaları. Beyaz Sayfalara bak.


Yazının Devamı>>>>

10/23/2008

Silemiyorum




-

Düşünüyorum. Çok düşünüyorum.
O kadar kolay ki...
Bitti demek. Ama küçük bir an, öyle bir şey görüyorum. Herşey başa sarıyor. Silemiyorum


Bu kadar zor değil. Olmamalı. Bekledikçe, istedikçe hiç birşey değişmiyor.
Silemiyorum ben.


Yazının Devamı>>>>

9/30/2008

Yanlışlıklar Senfonisi




-

Bilirsin hatanı düzeltmenin yolunu... Ama düzeltmek için bir adım bile atmassın.

Bir problemi çözmenin yolu çok kolaydır... Ama çözmek için kalemini sallamazsın.

Ben yolu bildiğime emin oldum.. Bugün emin oldum.

Bir şey keşfettim. Bu problemlerin karşısına dikilip hepsini bir maestro gibi yönetmek, yanlış olan herşeyi bir ahenk içinde dalgalandırmak insana ayrı bir zevk veriyor.

Bu senfoni.

Yanlışlıkları çözme inadı. Herşeyle savaşmak, hepsini birbirilerine dokundurmadan yönetmek. Bir orkestra şefi gibi.

Bu senfoni sona erdiğinde, sanki arkanda tüm bu hatalarının ahengini izleyenler seni alkışlarken, önlerinde eğilecekmişsin gibi.

Ve bunu fark etmek. Aslında sergilediğin eserin tüm öğelerinin hatalardan oluştuğunu fark etmek.

Bunu şimdi keşfettim. Bugün keşfettim.

Şimdi eserimi tamlamalı mıyım? Yoksa çıkış kapısına doğru ilerlemeli miyim?


Yazının Devamı>>>>

6/09/2008

Benim adım Açık




-

Açık konuşacağım. Hiç düşünmeden, kırılmadan, yorulmadan.
Açık-saçık değil. Ama çok açık.


Şimdi söylüyorum: "Bir yol açacağım". Yepyeni. Kalbimden. Dünyaya.
Geleni gideni olsun. En önemlisi içerideki kırık parçalar dışarı çıksın.

Ve öyle bir cümle kuracağım ki. Dünya dünya olduğunu unutacak. Çok açık konuşacağım. Herkes utanacak.
Açık saçık değil. Ama çok açık.

Benim adım; AÇIK.


Yazının Devamı>>>>

Bazı sesler kulağımızdan geçmez.




-

-Sanrılar.-

Bir kaç sabit sessiz ve/veya üzücü güneş pırıltısı.

Bugün dışarı çıkarken kendimi bir kasaya iyice kitleyip öyle çıktım. Çevremde olan bitenleri duyumsamamak istedim. "Neden" diye sordum kasanın içinden. "Beni neden buraya kilitledin?". Sonra sadece "soru sorma" dedim dışarıdan. Çıktım.

Bir yandan kasanın içerisinde ağlarken, diğer yandan bensiz olmanın verdiği heyecan ve/veya mutlulukla en çok gitmek istediğim yerlere gittim.


-Sanrılar.-

İşte bunun adını "Bensiz güzel bir gün" koydum. Herkesin yaşadığı, ama benim hiç yaşamadığım. Bulutlar, çiçekler, sessizlikler. Ve bazı sesler. Herşeye benim daha önce hiç bakmadığım bir gözle baktım. Ve hiç duymadığım sesleri duydum. Ve hiç hissetmediğim duyguları hissettim. Doymadım.

Geri döndüm sonra kasanın başına kilidi açtım.
Çok ağlamışım. Üzülmüşüm, acı çekmişim.
Bir yandan "bensiz güzel bir gün" geçirirken, diğer yandan bir kaç sabit, sessiz ve/veya üzücü güneş pırıltısı haricinde birşey görmeden saatlerce üzülmüşüm. Kasadan çıkarken kendime baktım. Hiç acımamıştım kendime, kendimi bu kasaya kilitlerken. Ne kadar mutluydum ve/veya ne kadar üzgün. Karşılıklı bakıştım kendimle, ve aynı anda birkaç cümle kurdum. Belli ki, ben, ne beni duydum, ne de, ben beni. Bazı sesler kulağımızdan geçmez.


Yazının Devamı>>>>

6/05/2008

Bağlantı Hatası




-

Kalın ve Kapalı.

İki, üç, yedi ve ondört.

Ne Erotik, Ne Nevrotik ne de Sevgi, Saygı ve Huzur.

Binyediyüzdört, ikibinyüzkırkdört ve seksenbirbinSexandtheCity.

Dünya kadar ufacık, Kum tanesi kadar kocaman Kafam.

Durmadan ölüyorum. Ölmeden de Duramıyorum.


Sonunda bir rüzgar esiyor. Çok kapalı kaldı perdeler. İçime hiç ferahlık dolmadı. Şimdi hava güzel. Ama ben neredeyim? Sanki herşey Kalın ve Kapalı.



Yazının Devamı>>>>

2/25/2008

Rüya Yorumu




-

- Ne kadar uzağız herkesten.
- Çok fazla.
- Harika o zaman.
- Evet, uzun zaman olmuştu.

Her yer yemyeşil. Sanki usta bir ressam baş yapıtını yapmış gibi. Yeşilin her tonu arasında öbek öbek duran çiçekler de var. Rengarenk. Sadece yem yeşil doğa var. Bir de ikimiz.


Her yer o kadar yeşil ki. Çiçeklerin rengi ve tenimizin rengi olmasa kör olduk diye düşüneceğiz. Bir de gök yüzü masmavi. Bulutlar. Pamuk gibi.

Tenimizin rengi. Yeşilliklerin üzerine uzanınca parlıyor sanki.

Bu büyülü. Kimse yok. Hiç Kimse yok. Yeşil. Çiçekler. Mavi. Bulutlar. Tenimizin rengi. Parlıyor.

Sonra maviye doğru yükseliyoruz. Bulutların yanından geçiyoruz.

Biraz sonra o ses... Gözlerimizi yavaş yavaş açtığımızda, tüm renkler yerinde.
Bu gülümseme her şeye değer. Sanki usta bir ressam baş yapıtını yapmış gibi.


Yazının Devamı>>>>

2/10/2008

Ateş, Şuur ve İnat




-

Kaskatı bilincimde yanıyordu. İki kelime düşündüm sadece. Bir başka kelimeyi inat ettim ve düşünmedim. Aklımdan geçti. Ama düşünmedim. İnattan. İlk kelime çok sıcaktı. İkincisi ise çok bilinçliydi.

Umursamazdım aslında normal şartalrda. Bir parçam olmasına da izin vermezdim. İki duvarın arasında çok fazla sıkışmıştım. Nefesim kilitlenmişti. İki kelime düşündüm. Buz gibi soğuktu hava. İki kelime düşündüm. O iki duvarı kelimelerden birisi yaptım. Buz gibi soğukta, bilincimi kaybederken, bana gereken iki şeyi o duvarlar yaptım. Çıkabilirdim ordan. Biraz çabalasam çıkabilirdim. Ama çıkınca ne değişecekti? Buz gibi soğuktu. Bir süre sonra gözlerim tamamen kapanacaktı. Bilincimi kaybetip baygın bir hale gelecektim. İki kelime düşündüm. Bir başka kelimeyi düşünmedim. İnat ettim düşünmedim. Sıkışıp kalmıştım. Çok soğuktu. Bilincimi kaybediyordum. Kelimelerden birisi Ateş. Ateş Duvarı. Soğuğu o duvar yenecekti. Diğer kelime Şuur. Şuur duvarı. Bilincimi o duvar açacaktı. Ben ise ikisinin arasında sıkışmış, donarak bilincimi kaybetmiştim. Bir kelime daha vardı. Ama inat edip onu düşünmedim. Hemde hiç.


Yazının Devamı>>>>

1/25/2008

Günlerin Sonunda Hayat Günü




-

Beş gün kendi kendime dünyayı keşif yolculuğuna çıktım. Çok acı var. En büyük keşfim bu oldu. Çok acı var. Yürüyerek dolaşmadım dünyayı. Uçarak da dolaşmadım. Ağlayarak dolaştım. Karayolundan gitmedim. Gözyaşı yolundan gittim. Bazılar kendileride acı çekiyor olmasına rağmen diğerlerini kullanarak gözyaşı yolu yapmış. İnsanlar ölmüş. Öldürenlerde bu yolun mimarı olmuş, ölenlerde.

Ben çıktığım yolculukta güzellikleri keşfetmek istemiştim. Çok güzel yerleri, yeşillikleri, güzel kokuları, serin nehirleri, masmavi gökyüzünü görmek istemiştim. Böyle ummuştum. Geziye çıkarken çok iyi hazırlamıştım kendimi. Tüm notları tutacaktım. Televizyonu kapatıp, kapıyı kilitleyip çıktım. Yolculuğumdan herkesin haberi olmuş. Bana dünyayı keşfetmem için gözyaşı yolunu getirdiler.
Girerken korkmadım. Yardım etmek istedim gördükçe. Çaresizce seyretmekten başka birşey yapamadım. Ağladım, Seyrettim.
Herşeyi ellerinde tutanlar engel olmuşlar. Seyretmekten başka çare bırakmamışlar. Beş gün gözyaşı yolunda ilerdim. Duramadım. Dünyayı keşif yolculuğumu bitirmek zorundaydım. Neler neler gördüm. Acı. Keşfedilecek tek kalan şey. Çünkü, diğerlerini keşfedip acıya çevirmişler.
Beş gün bittiğinde döndüm. Acıların deneyimiyle. Kapının kilidini açtım. Koltuğa oturdum. Güneş yeni doğuyordu. Hayat Günü. "Bu günün adı Hayat Günü olsun" dedim.
Günlerin Sonunda Hayat Günü. Şimdi karşı durmak çok zor. Kapıları kilitleyip durmakta çok zor. Hayat Günü Nasıl geçecek?


Yazının Devamı>>>>

1/17/2008

Binlerce Karmaşa İçinde




-

Cehennemin buz çağını yaşarken, aklım bu yıkıcı ortamda kendini kaybetti. Bulamadı. Buz çağı bitip, cehennemin kapısına yaklaştığımda hala umutsuzdum. Umutsuzduk. Kalbim ve aklım düşman olmuşlardı.

Şizofreni. Nevrotizm. İkisi arasında yorulup kalacaktım bu süreç içinde. Kalbim sevecek, Aklım sınır koyup herşeyi tutsağı haline getirecekti.

Çok sonralarda çıkacaktı aralarındaki savaş. Çok sonralarda da farkedeceklerdi düştükleri tuzağı. Nasıl hayatımı zor hale soktuklarını. Nasıl beni çekilmez hale getirdiklerini çok sonra farkedecekler.

Nâçare, ben onların savaşında yara alan tek taraf olurken, onlar daha çok zarar vermek isteyecekti. Başka kalpler ve akıllar da yara almalı diye düşünecekler, düzenli bir plan yapıp, uygulamaya koyacaklardı. Düşman olmalarına rağmen, bu işbirliğine gitmekten çekinmeyeceklerdi.

Cehennemde buz çağı bitti. Ben cehennemden kurtuldum. Bahara çıktım. Yeni baharlara yol aldığımı zannederken kalbim ve aklım savaşa girdi. Ben bu savaşta çok yara aldım. Zarar da verdim. Herşeyin kötüye gittiğini farkettiğimde, biraz geç kalmıştım.

Telafi mümkündü. Şimdi yenilenme zamanı.


Yazının Devamı>>>>

1/07/2008

Rutin Sıkar




-

Çok istedim. Rutinden kurtulmayı. Düzen içnde olmayı. Ama rutin olmamayı. Bir adım ilerlemeyi her seferinde.

Şimdi geriye baktığımda ilerlemişim. Birşeyler yolunda gidiyor. Düzen, genel olarak var. Ama rahatsızlık veren bir şeyde var. Rutinlik. Daha hızlı ilerlemek istiyorum.


Yazının Devamı>>>>

11/15/2006

Mecalsiz Muamma




-

"Kim sorabilirki kendi kendine hatalarının derinlerindeki soruları?"
"Belki birimiz denemiştir bunu"
"Çok zor"
"Ama Mecburi"
"Ne olacak?"
"Bilmiyorum"
"Kim biliyor?"
"Kim bilir?"


Yazının Devamı>>>>

11/11/2006

Kehanetler




-

2011- İnsanlık Tarihinin en kötü dönemi
2012- Yapılan kazılarda bulunan farklı bir "tür"
2013- Dünya düzeninde çok önemli değişiklikler
2015- 3. dünya savaşı
2021- Enerji maliyetlerini çok aza indiren sistemler
2022- Bazı milletlerin yok oluşu, Yerine yeni birleşmiş milletlerin oluşumu
2027- Yaşam standartlarında değişiklikler
2030- Önceden keşfedilip, fakat ortaya çıkarılmamış yüksek teknolojilerin ortaya çıkarılması ve insan yaşamının alışık olmadığı teknoloji ve ortamda yaşaması
2040- Para'nın ortadan kalkarak her insanin kredi ya da kontor gibi bir barkodunun olması
2042- Eğitim sistemlerinde genel düzenlemeler
2046- Tüm Dünya'da Sigara üretimi durdurulması
2054- Yeni ve güncel olanlardan tamamen farklı bir iletişim sistemi
2070- Yaşama alanlarında yeni eğilimler
2111- Uzayda yaşayan Aileler
2217- Teknolojiden soğuma dönemi
2241- Tüm Dünya'da Barış
2249- İnsanlığın farklı bir alana yönelmesi ve o alanda gelişme süreci
2320- İnsanlık Tarihinin en parlak dönemi



Bu yazıya yada bu sayfaya Yorum olarak ""Tarih- ve Tek satırlık kehanetinizi"" ekleyin yada jegraphy@gmail.com adresime mail atın, istediğiniz kadar kehanet gönderenbilirsiniz. listemiz büyüsün. Eğlencelik.

NOT: Biriken Yorumları Toplu Halde Belli Aralıklarla yazıya Ekleyeceğim.
Detaylı Bilgi İçin Tıklayınız.


Yazının Devamı>>>>

11/06/2006

Karmaşık Duygular Sendromu




-

Giriş, Gelişme, Sonuç. Cümle içinde kullanılabilecek beyhude kelimeleri içeren bir anlamsızlık bütünüydü tüm bu oluşan. Ama her şeye rağmen her bir kuralı doğruydu. Konuşmak hiçbir işe yaramıyordu. Bu cümleler paragraf olduklarında da anlamsızdı. Denediler. Ben denemek istemedim. Bir hedef yoktu. Sonuç yoktu.

Ben kapıda görünen her sanrıyı isimlendirmekle görevliydim. Belli kalıpları bozmadan, uyum kurallarına uyarak, türemiş yada bileşik isimler buluyordum. Notunu alıyordum. Bunlardan bazıları şöyleydi: Alansalar, Komutlu, Böcüşakir, Nedenselim, Yanlıyalan. Günde bir yada iki isimlik işim oluyordu. Bedenimin içe sarmal yapısı benim hareketimi güçleştirdiği için, düşünme yeteneklerim çok ileriydi. Sonunda beklenen oldu. Tüm beyhude kelimeleri yeniden düzenlemem için bana verdiler. Bu benim hak etmediğim sıradan bir görev olacaktı. Hayatım artık standardize olmuştu. Planlarım arasında olmasını beklediğim bir evrim değildi. Gelişme yoktu.

Karamsar olmamak en iyisiydi. Sakin olmalıydım. Beklide bu işi çok hızlı bir şekilde yaparak 15-20 dakikada bitirebilirdim. Kelimeleri şöyle bir inceledim en başta. Azonşes, Dekantaru, Mecikkike, Suknemtel, Teminamav, Zajah. Karamsarlığa kapıldım. İşin içinden çıkmak mümkün değildi. İşe başlayabilmem için bir kapı bulmalıydım. Başlangıç için bir giriş olmalıydı. Bulamazsam bu işi yapmayabilirdim. Giriş yoktu.



Can Egridere Blog:
www.jegraphy.com/fihrist


Yazının Devamı>>>>